Akraba Ziyaretleri ve Yüzleştiğimiz Yansımalar

Bayramlarda ya da senede bir denk gelen kalabalık aile yemeklerinde aynı masaya oturduğunuz akrabalarınıza hiç dikkatli baktınız mı? Çocukken size devasa görünen amcalar, teyzeler artık yavaş yavaş küçülmüş; yüzlerindeki çizgiler derinleşmiş, seslerindeki otoriter ton yerini bir sakinliğe bırakmıştır.

Bayramlarda ya da senede bir denk gelen kalabalık aile yemeklerinde aynı masaya oturduğunuz akrabalarınıza hiç dikkatli baktınız mı? Çocukken size devasa görünen amcalar, teyzeler artık yavaş yavaş küçülmüş; yüzlerindeki çizgiler derinleşmiş, seslerindeki otoriter ton yerini bir sakinliğe bırakmıştır.

Masanın diğer ucunda ise sizin çocukluğunuzu andıran, yerinde durmayan yeni bir kuşak koşturuyordur. O sofrada otururken insan sadece yemek yemez; aslında zamanın kendi üzerindeki geçişine ve kaçamadığı köklerine şahitlik eder.

Gençlik yıllarında insan genelde aile ortamlarından, akraba muhabbetlerinden kaçma eğilimindedir. Aynı şeyleri konuşuyorlar, Beni anlamıyorlar der, kendi kurduğu dünyayı ve seçtiği arkadaşlarını her şeyin üstüne koyar.

Fakat yaş ilerledikçe, o beğenmediğimiz veya uzak durmaya çalıştığımız akrabalarımızda kendimizden parçalar bulmaya başlarız. Bir olaya verdiğimiz tepki tıpkı dayımız gibidir, bir söze bükülen dudağımız teyzemizi andırır.

Ne kadar kaçsak da genlerimizin, ortak geçmişimizin ve ilk çocukluk hafızamızın görünmez bağlarıyla bağlıyızıdır onlara.

Modern hayat bize bireysel olmayı, tek başına durabilmeyi ve kendi hikayeni yazmayı ve kutsamayı öğretti. Tabii ki kendi yolumuzu çizmek kıymetli. Ancak insan, kökleriyle bağını tamamen kopardığında rüzgarda savrulan bir yaprağa dönüşüyor.

Akraba ziyaretleri, ne kadar sıkıcı veya mesafeli görünürse görünsün, insana nereden geldiğini hatırlatan sert bir gerçeklik kontrolüdür. Kimsenin kimseye rol yapmadığı, herkesin sizin en ham, en toy halinizi bildiği nadir alanlardandır orası.

Belki de yapmamız gereken, o masalarda oturan insanları kusurlarıyla, geçmişteki kırgınlıklarıyla veya bize uymayan fikirleriyle yargılamayı bırakmaktır. Onlar, bizim geçmişimizin canlı tanıkları.

Bir gün masadaki sandalyeler tek tek boşaldığında, geriye sadece anlatılacak hikayeler ve keşkeler kalıyor. O yüzden yılda bir kez de olsa kapılarını çalmak, bir çaylarını içip hallerini hatırlarını sormak, aslında kendi geçmişimize gösterdiğimiz küçük bir saygı duruşudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.