Toprağa Dokunmak

Şehir hayatı bizi yavaş yavaş camdan, betondan ve plastikten oluşan steril bir dünyaya hapsetti. Gün boyunca ayaklarımız tabanı kauçuk ayakkabıların içinde, ellerimiz ise sadece dokunmatik ekranların soğuk yüzeyinde dolaşıyor.

Şehir hayatı bizi yavaş yavaş camdan, betondan ve plastikten oluşan steril bir dünyaya hapsetti. Gün boyunca ayaklarımız tabanı kauçuk ayakkabıların içinde, ellerimiz ise sadece dokunmatik ekranların soğuk yüzeyinde dolaşıyor.

Doğa ile olan kadim, fiziki bağımızı tamamen kopardık. Sonrada neden durup dururken içimizin daraldığını, neden sürekli bir huzursuzluk ve yorgunluk hissiyle boğuştumuzu anlamaya çalışıyoruz.

Cevap aslında çok basit: Topraktan koptuk ve bağımız kesildiği için gıdasız kalan bir bitki gibi içten içe kuruyoruz.

Eskiden insanlar bahçeyle uğraşır, tarlaya gider, en kötü ihtimalle sokakta tozun toprağın içinde büyürdü. Bir saksıya çiçek dikerken eline bulaşan çamur, aslında zihnin bütün birikmiş elektiriğini alıp götüren doğal bir terapiydi.

Şimdilerde ise toprağa değmeyi kirlenmek sanıyoruz. Çocuğun eline biraz çamur bulaşsa panikleyen anne babalarla dolu etrafımız. Oysa toprağa dokunmak, insanın kendi köklerini hatırlaması demektir. O kokuyu içine çekmek, bir tohumun gün gün büyümesini izlemek insana kibrini unutturur; sabrı ve mütevazılığı öğretir.

Hafta sonları yapay avm’lerin klimalı havasını solumak yerine, ayakkabıları çıkarıp çimlere basmayı lüks görüyoruz. Oysa bu bir lüks değil, biyolojik ve ruhsal bir ihtiyaç.

Şehrin stresiyle dolduğumuzda, kafamızdaki binbir tilkiyle boğuştuğumuzda, yapılacak en güzel şey, bir ağacın gövdesine elini koymak ya da biraz toprakla uğraşmaktır. Toprak, senden bir şey talep etmez; sadece elindeki ağır yükü bırakmanı bekler.

Belki de bu hafta sonu yapmamız gereken tek şey, tırnaklarımızın arasına biraz toprak girmesinden korkmamaktır. Bir saksının toprağını havalandırmak, bir fidanın dibine su dökmek ya da sadece bir parkta çimlerin üzerine oturup gökyüzünü izlemek…

Kendimize verebileceğimiz en içten şifa, doğanın sessiz ve gösterişsiz kucağına geri dönmekten geçiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.